Konsantrasyon Problemi Olanlar için....

 “Hocam, dersin başına oturuyorum, ancak derse bir türlü konsantre olamıyorum. Aklım hep başka şeylere kayıyor.” cümlesi zannedersem çoğunuz için ortak bir sorunu ifade etmekte. Aslında konsantrasyon sorunu çok faktöre bağlı bir sorun. Ne tek bir nedeni var ne de tek bir çözümü. Belki de sorunun kaynaklandığı nedenlerin temeli daha biz küçük yaşlardayken atılmış olabiliyor.Konsantrasyonun bozulmasının nedenlerine ve çözüm yollarına geçmeden önce bu kavramın tanımıyla işe başlayalım. Böylece okuyanlar için de ortak bir dil belirleyerek kelimeye farklı ya da yanlış anlamlar yüklenmesini önlemiş oluruz.Konsantrasyon, dikkat dağıtıcı şeyleri eleyerek yapılacak işe odaklanmayı ifade eder.Konsantrasyonu en üst düzeyde yaşayanların başında çocuklar gelir. Çocuklarda ne gelecek endişesi ne de geçmiş bugün kadar bir anlam ifade eder. Çocuk, yaşadığı ana odaklanır. Eğer evde kardeşleriniz ya da yeğenleriniz varsa onların davranışlarını takip ederek bunun farkına varabilirsiniz. Çocukları sevdikleri bir çizgi filmi izlerken takip edin. Onlara bir soru sorduğunuzda sizi duymazlar bile. Benzer duruma maç seyreden büyüklerde de rastlayabiliyoruz.

Başarılı insanların hayatlarını incelediğinizde de bu insanların konsantrasyon problemi yaşamadıklarını görürsünüz. Çünkü ilgi düzeyi yüksek, yaptığı işten zevk alan insanların odaklanma problemi olmaz. Size bu konuda Mimar Sinan’ın yaşamından bir olay aktarmak istiyorum:
Kanuni Sultan Süleyman, kendi adını taşıyacak olan Süleymaniye Camii’nin yapımı için şu anki arsanın bulunduğu yeri beğenir. Mimar Sinan’ı çağırtır; araziye bakmaya, arazinin uygun olup olmadığını görmeye giderler. Mimar Sinan araziyi dikkatle inceler.
Padişah sorar: “Nasıl buldun Sinan?”
Koca Sinan cevap vermez ve araziye bakmaya devam eder. Vezirler, diğer devlet erkânı, herkesin gözü, Sinan’ın ve Kanuni’nin üzerindedir. Herkes suspus olmuş, çıt bile çıkmamaktadır. Bütün devlet erkânı Padişahın ne yapacağını merak etmektedir.İğne düşse duyulacak bir sessizlik vardır. Mimar Sinan konsantre olmuş, araziye bakmaktadır. Kanuni, bir kere daha sorar: “Ne düşünürsün, bre Sinan?”
 Mimar Sinan gözlerini araziden ayırmaz ve cevap vermez. Herkes korkmuş, şaşkın, Muhteşem Süleyman’ın gazabını, hiddetini beklemektedir. Padişah hiçbir şey söylemez.

Aradan bir süre daha geçer ve Mimar Sinan başını eğerek arsadan içeri girer.
Herkes Sinan’ın onları duymadığını, o kısa süre içerisinde tasarımını yapıp hayalinde oluşturduğu kemerlerden birine çarpmamak için kafasını eğerek boş arsaya girdiğini fark eder. Kanuni de önce beklemiş, sonra da anlaşıldığını fark etmiştir. Zaten başarıyı da getiren unsurların başında gelmiyor mu odaklanma, konsantrasyon. Mimar Sinan’ı da Mimar Sinan yapan işte bu özellikleri.
Konsantrasyon, beraberinde zaman algısını da değiştirir. Siz de zevk alarak yaptığınız bir işte vaktin ne kadar da çabuk geçtiğini çok sonradan anlarsınız.
Konsantrasyon bir işe harcanacak olan enerjinin en verimli ve ekonomik bir şekilde harcanmasını sağlar. Sık sık çalıştığı konudan kopan bir öğrencinin konuyu öğrenmek için harcadığı süre çok fazla olacaktır. Ayrıca öğrenci kafasında konu bütünlüğünü sağlamada, konular arasında ilişki kurmada zorlanacaktır.
Konsantrasyon problemi yaşamayan bir öğrenci, zamanını da verimli kullandığı için planlı hareket edebilir; hazırladığı çalışma planlarına uyabilir.
Biraz da konsantrasyonu bozan etkenler ve çözüm yolları üzerinde duralım.
Dikkat dağılmasının ya da konsantrasyonun bozulmasının temel nedeni zihni dağınıklıktır. Zihni dağınıklığa sebep olan faktörler bireyin kendisinden (ruhsal ve bedensel) kaynaklanabileceği gibi dış faktörlerden de olabilir. Bu faktörler birbirlerini de etkiler. O nedenle ilk yapılması gereken şey sorunun neden kaynaklandığını bulmaktır. Bu adımı attıktan sonra çözüm yollarını uygulamak gerekir. Örneğin çalıştığınız odanın düzensiz oluşu ya da odadaki nesnelerin sizi hayallere sürüklemesi böyle bir konsantrasyon bozukluğu oluşturabilir. Eğer problem, çalıştığınız mekândaki uyarıcılardan (resim, fotoğraf, tv, bilgisayar vb) kaynaklanıyorsa odanızı bunlardan temizlemelisiniz. Ders çalışırken oturma biçiminiz bile konsantrasyonu etkiler. Örneğin yatarak çalışıyorsanız konsantrasyon problemi yaşayabilirsiniz. Beden kendini salacaktır. Uyuşukluk ve uyku atmosferi baskın olacaktır. Çünkü beyinle beden etkileşim halindedir. Bedenin aldığı pozisyon, beyne çalışmaya ait bir hazırlığı değil, uyumaya ait hazırlığın mesajını gönderir.

Bedensel anormallikleri (açlık, susuzluk, rahatsızlık vb) gidermeye çalışmak da konsantrasyonun yeniden düzenlenmesinde önemli bir yoldur. Psikolojik problemleriniz, sorunlarınız sizi derslerden alıkoyuyorsa derdinizi paylaşabileceğiniz, sizi rahatlatacak ve dertlerinize çözüm üretebilecek insanlarla diyaloga geçmenizde fayda vardır.
Duygusal yoğunluk yaşayan arkadaşlarda da çokça konsantrasyon problemiyle karşılaşabiliyoruz. Her ne kadar gönül ferman dinlemese de bu sene dinlemesi gerekiyor! Bu sene aşık olacaksanız derslerinize, test kitaplarınıza, matematiğin polinomlarına aşık olun! Yanlış zamanda yanlış şeylere aşık olmayın! Üniversite aşkınız her şeyin üzerinde olmalı bu sene! Aşk meşk meselelerini burada kısa kesip ilerde daha uzun bir yazıya havale ediyorum.
Hedefin yetersiz olması, hedefi uzak olarak görme ya da hedefe aşırı önem verme de konsantrasyonu bozabilir. Eğer potansiyeliniz seçtiğiniz hedefinizin çok çok üzerindeyse böyle bir problem yaşayabilirsiniz. Bir diğer sıkıntı da hedefin uzak oluşudur. Bu süreç, çalışma dönemiyle birlikte 9-10 aylık bir süreyi kapsamaktadır. Sınavın zaman açısından uzak oluşu hedefe olan bağlılığınızı, onun siz de oluşturacağı çalışma azmini ve iradesini azaltabilir. Bu olumsuzluktan kurtulmak için günlük, haftalık ve aylık soru ve puan hedefleri koyabilirsiniz. Konulan bu ara hedefler, derslere olan ilginizi, konsantrasyonunuzu yeniden sağlayacaktır.
Hedeften kaynaklanan bir diğer konsantrasyon problemi de hedefe aşırı bağlanmadır. Yatarken-kalkarken, dersin başına oturduğunuzda hedefin devamlı hayallerinizi istila etmesi, ister istemez konsantrasyonunuzu bozacaktır. Bundan kurtulmanın yolu, sizde hedefi çağrıştıracak materyallerden uzak durmanızdır. Örneğin taban puanlarla ilgili kitapçıklar ya da hedefle ilgili resimler gibi. Bu tür sıkıntı yaşayan öğrencilerin zihinlerini telkinlerle yeniden düzenlemeleri gerekir.
Bu hamur daha çok su götürür, ancak burada kısaca ele almaya çalıştım. Hasılı kelam; yukarıdaki tavsiyelere uymaya gayret ederek bu sorunu alt edebilirsiniz. Tabii eğer bu yazıyı konsantre bir şekilde okuyabildiyseniz! 
are

HASTALIKLARIN RUHSAL VE ZİHİNSEL NEDENLERİ NEDİR?

 HASTALIKLARIN RUHSAL VE ZİHİNSEL NEDENLERİ NEDİR?


        Yaşam kalitemizi düşüren en önemli faktörlerden biri de sağlık sorunlarımızdır. Kronik olsun olmasın, bedenimizde oluşan her türlü ağrı ya da acı, devam süresine göre tüm yaşantımızı olumsuz etkiler. Zihinsel anlamda yaşadığımız sorunlar, moralimizin bozulmasına, dikkatimizin dağılmasına ve gerginliklere yol açabilir.

Gerçek şudur ki, iç dünyamızda yaşadığımız, mutsuzluk ve huzursuzluk gibi sorunlar, sadece ruhsal değil, bedensel olarak da sağlıksız olmamıza neden oluyor.

       Yaşantımızda, başımıza gelen tüm olaylar gibi, sağlık sorunlarımızda tesadüfi değildir, mutlaka bir nedeni vardır. Doğuştan gelen rahatsızlıkların dışında yaşanan sağlık sorunları, bedenimizin bize verdiği uyarı sinyalleridir. Beden, hangi dünyevi düşünce kalıbından memnun değilse, o dünyevi düşünce kalıbını yansıtan organın işleyişini yavaşlatmaya başlar. Kısacası, her organın bağlı bulunduğu bir duygu bağlantısı vardır. Genelde, kişi ne kadar rahat, mutlu ve huzurluysa, bedeni de o denli rahat ve sağlıklıdır.

🌈 Hastalıklar ve bunların ruhsal ve zihinsel nedenleri:

Alerjiler : Kime karşı alerjiniz var? Eğer ki biriyle anlaşamadığınızı düşünüyor veya ciddi bir sorun haline getirmişseniz, vücut devreye girip olayın ciddiyetini size fiziksel olarak yansıtır.

Boyun ağrısı : Yaşama bakış açısından esnek olmamak, inatçılık.

Öksürük : Dünyaya bağırma arzusu, beni duyun, beni görün haykırışı.

Sırt ağrıları : Yaşamdan maddi manevi destek talebi: alt sırt, para korkusu, orta sırt, suçluluk duygusu, üst sırt, duygusal destek arayışı. Kendini sevememekten kaynaklanan, sevilmeme duygusu.

Ağlayamama : Öfkeli gözler, sevgiyle bakmayı reddetme, bağışlayamama, kin duygusu.

Anemi : Evet/Ama yaklaşımı (yes/but), yaşam korkusu, yetersizlik duygusu.

Bağımlılıklar : Kendinden kaçmak, korku, kendini sevememek.

Tiroid : Söylemek istediklerini dile getirememe, baskılanmıştık duygusu.

Kronik hastalıklar: Değişimi reddetme, gelecekten korkma, güvende hissetmeme duygusu.

Görme sorunları : Yaşantıda görmek istenmeyen şeylerin oluşu.

İşitme sorunları : Duymak istemem, reddedilmiş.

💥  Sistemimiz nasıl çalışır?

Kullandığımız sözcüklere çok dikkat etmeliyiz ve sadece olmasını istediğimiz şeyleri dile getirmeliyiz çünkü beyin negatifi algılamaz ve ağzımızdan çıkan her sözcüğü gerçek olarak kabul eder. Örneğin ”unutma” dediğimizde, beyin onu sadece “unut” diye algılar o nedenle “aklında tut” demek daha doğru bir yaklaşım oluyor. Birisine “panik yapma” dediğimizde, daha fazla panikleyecektir çünkü beyin “panik” sözcüğüne odaklanmıştır, onun yerine “sakin ol” sözcüğünü daha yerinde olur çünkü beyinin algıladığı komut “sakin ol” olacaktır. O nedenle ne yapmak istemediğimizi değil de, ne demek istediğimizi düşünerek dillendirmeliyiz. Hastalıklara gelince, çoğu insan hastalıklarına sıkı sıkı: tutunarak “benim diyabetim var”, benim “yüksek tansiyonum var” var diyerek onu sıkı sıkı sahiplenir, eh durum böyle olunca da hastalık da yaşam boyu sizi bırakmaz. Çünkü “ben” diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir olarak kabul eder. Birde tabi hastalıklarını kullanarak “kurban” rolünü oynayanlar vardır: onlar çevrelerinden daha önce görmedikleri ilgiyi görüyordur. Oysa yaşanan hastalıkların bir mesajı vardır ve kişi neden ben yerine, ”nerede yanlış yaptım ve bu hastalıkla bedenim bana ne söylemek istiyor veya yaşantımda neyi değiştirmeliyim” sorularını düşünüp yanıtlarını bulması gerekiyor. Bu aşamada olumlu düşünmek, olumlu sözcüklerle konuşmak çok önemli çünkü eylemlerimizi değiştirebilmek için söylemlerimizi değiştirmek durumundayız.


İLETİŞİM VE RANDEVU

    

 Aylık takipli randevuların içeriği:

+ 4 hafta boyunca, haftada en az 1 kez 35-45dk arası telefon görüşmesi

+ Çalışma programının düzenlenmesi ve ilerlemenin takibi

+ Hedef belirleme , Meslek Anketi, Enegram Testler , nlp kaygı vb. 

+ Ay boyu Telegram ya da Whatsapp'tan online destek

+ Tercih döneminde ücretsiz tercih desteği

+ Üniversiteli olduktan sonra da iletişim halinde kalma fırsatı

+ Gün boyu yanında olma 

Daha Fazla Bilgi Edinmek için  0506 3088482

BAŞVURU FORMU

                                             

İnsanlar neden uyuyor?


Ortalama olarak yaşamımızın üçte birini uykuda geçiriyoruz.
Ama, kimse bunun nedenini bilmiyor.
En popüler teori, uykunun, vücuda ve beyne günün stresini ve
yorgunluğunu üzerinden atması için bir şans tanıyor olması...
Ancak, uyku sırasında sözü geçen dinlenmenin ve yenilenmenin nasıl olduğu bilinmiyor.
Sürekli değişen koşullarda bile sabit bir vücut sıcaklığına sahip olan hayvanlar
- insanlar da bu sınıfa dahil -, örneğin balıklardan daha çok uykuya ihtiyaç duyuyorlar.
Yani, uykunun nedeni basit bir enerji tasarrufu olabilir.
Uykusuzluk halüsinasyonlar yaratıyor.
Bu da rüya görmenin beyin için gerekli olduğunu gösteriyor...
Kaynak : Focus - Aralık 1996

Kitap Okumanın 16 Faydası


Sakın vazgeçmeyin! Çünkü kitap sevmenin, birçok avantajı var.

İşte, bunlardan sadece 16′sı:

1) Hiçbir zaman canınız sıkılmaz. Toplum taşıma aracında mısınız? Kitabınızı açın. Doktorun bekleme odasında mısınız? Kitabınızı açın. Arkadaşlarınız hep kitap okumakla meşgul olduğunuzdan, sizi dışarıya davet etmez mi oldu? Kitabınızı açın.

2) İlk buluşmada karşınızdakini değerlendirebileceğiniz harika bir test var elinizde. ‘Kitap okumam’ mı dedi? O ana kadar her şey yolundaydı belki ama bu itirafla ilişkinin ölüm fermanı imzalandı.

3) Diğer herkes muhtemelen sıkıcı, tek bir hayat yaşarken, siz yüzlerce değişik yaşamı tecrübe edebilir, yüzlerce insanın zihninde dolaşabilirsiniz. Telepati gibi bir şeydir bu; hatta daha bile iyisi.

4) Bir yandan spor yapıp, diğer yandan bir şeyler öğrenebilirsiniz. 1Q84′ü okumuş herkes, spordan neyi kastettiğimizi anlamıştır. Haydi, kollara kuvvet!

5) Henüz vizyona girmemiş filmler hakkında ahkam kesebilirsiniz. Örneğin Açlık Oyunları’nın sıradaki filmi…

6) Her durum için bir alıntınız vardır. Tıpkı şu an gibi: ‘Kitaplar her biri eşsiz, birer seyyar tılsımdır. (Stephen King)’

7) Benzer şekilde her durumu anlatacak doğru kelimeyi biliyorsunuzdur. Kelime dağarcığınız muazzamdır.

8) Tebrikler, size hediye almak çok kolay.

9) Kitaplarda karşılaştığınız karakterler size öyle farklı perspektifler sunar ki bunlar aslında birer terapidir. Böylece hayata ilişkin harika tavsiyeler alırsınız.

10) İnternetiniz mi kesik? Kimin umrunda! Zaten bu geceyi okuyarak geçirecektiniz.

11) İyi okurlar, daha iyi yazarlar.

12) Elinizdeki zenginlikle, sayısız sohbet açabilirsiniz.

13) Evinizi süslemenize gerek yoktur. Kitap koleksiyonunuz bu işin icabına bakar.

14)O kadar çok kitap okudunuz ki artık hayatınıza nasıl heyecan ve dram katacağınızı biliyorsunuz.

15) Son araştırmalardan birine göre (bkz. Huffington Post), okumak beyin hücreleriniz arasındaki bağlantıyı güçlendirir. Haklısınız, bu da sizi daha zeki biri yapar.

16) Dünyanın her noktasına, hatta geçmişe ya da geleceğe yolculuk yapabilirsiniz. Kendinizi Kolombiya’nın tarihine şahitlik ederken veya Elizabeth zamanının İngilteresine bakarken bulabilirsiniz.

matematik sunumlarımız için buraya bakmalısın
http://www.4shared.com/rar/htClo_9Oce/mat.html

Kur'an'ı Kerim'deki Kişisel Gelişim Ayetleri



Kur'an'ı Kerim'deki Kişisel Gelişim Ayetleri

Müslümanların hayatına klavuz olan kutsal kitabımız Kur'an'ı kerim'deki ayetler kişisel gelişim açısından da bize yol gösteriyor.





Kur'an'ı Kerim'de kişisel gelişim ayetlerinden bazıları:

İsra 37: Kibirli olma alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu
aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp insanları ezerek arkadaşlarını
kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret
göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılen kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin
dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi
tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir
etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine senden zor
durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için
asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma.
Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin
hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu şarta bağlama. Vermek almaktan daha
büyük bir ihtiyaçtır asla unutma.

En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler hayatının kabusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off' bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken vicdanının sesini duymazlıktan gelme

Doğru Zannedilen Yanlışlar..


Doğru Zannedilen Yanlışlar..

Halkın zihnine yer etmiş öyle yanlışlar var ki.. Kulaktan duyduklarımızı ilim zannedip uyguluyor ve telafisi hayli zor illetlere kapı açıyoruz.. Dikkat! Doğru sandığımız yanlışların (tıbbî açıdan) en azından bir kısmını bu yazı serimizde ele aldık..

1- İlaç kullandıktan sonra tansiyonum normal seyretmeye başladı. O halde ilaçlarımı kesmeliyim.
Yanlış: Yüksek tansiyon ilaçlarla yok edilmez, ancak kontrol edilir. Bu nedenle ilaçları düzenli ve kesmeden kullanmak gerekir. İlaç kullanımı esnasında tansiyonun normal olarak ölçülmesi o ilacın etkisi sayesinde olduğunu gösterir. Eğer ilaç kesilirse tansiyon tekrar ilaç etkisi olmadığı için yükselmeye başlayacaktır. Yüksek tansiyon için verilen ilaçların doz ayarlamalarını daima hekiminize danışarak belirleyiniz.

2- Herhangi bir şikayetim yok; o halde tansiyonum normal.
Yanlış: Yüksek tansiyon hastalarında genellikle baş ağrısı, baş dönmesi, boyun ve ense ağrıları, kulaklarda uğultu veya çınlama gibi şikayetler görülmektedir. Ancak birçok hastada bunların hiçbirisi görülmeyebilir. Aslında bu tür şikayetler vücudun bir alarmıdır. Kişiyi doktora yönlendirir. Alarmın olmaması daha tehlikelidir. Bundan dolayı bir kişi herhangi bir rahatsızlık hissetmese de zaman zaman tansiyonunu ölçtürmeli veya bir hekim kontrolünden geçmelidir. Bilindiği gibi yüksek tansiyon başta kalp olmak üzere beyin, göz ve böbrekleri bozan en önemli hastalıkların başında yer almaktadır.

3- Grip aşısı gribe yol açar.
Yanlış: İnsanlar özellikle sonbahar ve kış aylarında sıklıkla ateş olmaksızın burun akıntısı, hapşırma, boğazda yanma, öksürük, halsizlik gibi yakınmaları grip geçiriyorum diye tanımlarlar. Aslında bu tür belirtileri soğuk algınlığı veya nezle olarak kabul etmek gerekir. Halbuki grip belli virüsler tarafından oluşturulur ve mutlaka ateş vardır. Hatta ateş 39 dereceye kadar ulaşabilir. Grip aşıları ölü grip virüslerinden üretildiği için gribe kesinlikle yol açmaz.

4- Bol C vitamini kullanmak gripden korur.
Yanlış:C vitamini vücut direncini arttıran bir vitamindir. Düzenli alınırsa hastalıkların iyileşmesine yardımcı olabilir. Grip virüsünün bulaşmasını ve çoğalmasını engellemez. Gripden korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır.

5- Beyaz ekmek daha sağlıklıdır.
Yanlış: Beyaz ekmek yapımında beyin, sinir sistemi ve cilt sağlığı için önemli olan B2, B6, Niasin, Folik Asit ve Çinko miktarları azalmakta ve ekmekteki vitaminler bozulmaktadır. Bu yüzden beyaz ekmeğe göre daha sağlıklı olan işlenmemiş tam buğday ekmeği yenmesi tavsiye edilir.

6- Ekmek kızartılınca kalorisi azalır
Yanlış: Ekmeği kızartmak veya kurutarak gevrek haline getirmek kalorisini azaltmaz, sadece içerdiği B grubu vitaminlerinin azalmasına neden olur.

7- Çok soda içmek zayıflatır.
Yanlış: Enerji ihtiyacı için vücutta birikmiş olan yağlar gerektiğinde yakılarak enerjiye dönüştürülür. Bu yakma hızlanırsa zayıflama başlar. Soda, sindirimi kolaylaştırdığı için özellikle yemeklerden sonra tercih edilen bir içecektir. Buna karşın yağ yakıcı bir özelliği yoktur.

8- Su ve Tuz Şişmanlatmaz
Yanlış: Şişmanlamak yağ depolarında aşırı artış demektir. Şişmanlattığı düşünülen su ve tuzun böyle bir etkisi yoktur. Çünkü bu maddeler yağlar gibi enerji değeri taşımazlar. Bazı kalp, karaciğer ve böbrek hastalılarında vücudun tuz ve su dengesi bozulur. Sonuçta vücutta ödem denilen şişmeler olur. Bu durum şişmanlama demek değildir.


Dr. Lütfi BARAN

Ağlamanın Psikolojik Dili




Üsâme İbni Zeyd (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullaha (s.a.v) ölmek üzere olan kızının oğlunu verdikleri zaman, Peygamber’in gözleri doldu. Bunun üzerine Sa’d İbni Ubâde:
- Ey Allahın Resûlü! Bu ne haldir? dedi. Hz. Peygamber de:
- “Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koyduğu acıma duygusu, rahmettir. Allah, acımasını bilen kullarına merhamet eder.” (Buhârî, Cenâiz, 33).
“Ağlayınız. Fakat şeytanın çığırtkanı olmaktan sakınınız. Zira ağlamak, göz ve kalpten oldukça Allah’tandır, rahmettendir. El ve sadece dille olduğu zaman ise şeytandandır.” (Râmuz el-Ehadis, 8/9) buyurmuştur.
İnsanoğlu konuşmasının dışında duygularını iki şekilde de ifade edebilmektedir. Bunlardan biri gülme, diğeri de ağlamadır. Bunlara bakarak bu kişilerin hangi duygu durumunda olduklarını anlayabiliriz.
Ağlama daha çok olumsuz duyguların bir ifadesi iken gülme olumlu duyguların bir ifadesidir. Nasıl ki sıkıntılarımızı, dertlerimizi, üzüntülerimizi, kızgınlıklarımızı, acılarımızı ağlayarak ifade ediyorsak sevinçlerimizi, mutluluklarımızı da gülerek ifade etmekteyiz.
Ağlamanın da gülmenin de bir adabı vardır. Bu adap, gülme ve ağlama şeklinden daha çok nerede ağlanıp nerede gülüneceği ile ilgilidir. Çünkü ağlanacak yerde nasıl ki gülmek hoş değilse gülünecek yerde ağlamak da hoş değildir.
Ağlama, gerçekte fiziksel ve duygusal uyarıcılara karşı verilen duygusal bir tepkidir. Bu canımız yandığında, bir yakınımızın kaybında, hayal kırıklığında, bunaldığımızda, aşırı sinirlendiğimizde, duygudaşlık gibi durumlarda görüldüğü gibi duygu yoğunluğunun çok olduğu sevinçli günlerimizde de görülebilir.
Benim burada ve bundan sonraki yazıda anlatacağım ağlama ve gülme nedenlerinden daha çok kişinin ağlama ve gülme şekillerinden kişiliğini tanıyabilmedir. Ya da kişinin o anki psikolojik durumunu anlayabilmedir.
Sulu Gözler: Bunlar aslında özlerinde iyi olmalarına rağmen görünüşte her şeye ağlayan, her şeyden alınan sulu göz şeklinde tarif edilirler. Olaylara ve kişilere hep iyimser gözle bakan bu kişiler olumsuz olaylardan çabuk etkilendikleri için çabuk ağlarlar. Bunlar insanlarla iyi anlaşan, sevecen, sıcak kalpli ve duygusal bir yapıya sahiptirler.
Sık Ağlayanlar: Bunların ağlamak için her zaman bir bahaneleri vardır. Ağlamamak için kendilerini tutamazlar ya da tutmak için uğraşsalar da konuşmaları ağlamaklı bir sesle olur. Bunlar daha çok karamsar, kendinden geçmiş, olaylara ve kişilere olumsuz bakan kişilerin psikolojisini yansıtır.
Normal Ağlayanlar: Bu ağlama şekli kişinin doğallığının bir ifadesidir. Bunlar daha çok kendine güvenen, kendini rahat ifade edebilen kişilerdir. Eleştirmek ve eleştirilmekten korkmayan, anı yaşayan kişilerdir. Ağlanması gereken yerde ağlamayı, gülünmesi geren yerde gülmeyi bilen insanlardır.
Bağırarak Ağlayanlar: Bağırarak ya da ağıt yakarak ağlayanlar kendilerini kontrol etmekte güçlük çeken kişilerdir. Bunlar daha çok çabuk sinirlenen, öfkesini kontrol etmekte zorlanan, sesini herkese duyurmaya çalışan, acındırmayı seven, ben merkezli, kendisiyle ve toplumla fazla barışık olmayan kişilerdir.
Yerlere Yatarak Ağlayanlar: Bunlar yerlere yatarak ve yuvarlanarak ağlarlar. Bu ağlama şekli daha çok çocuklarda görülmekle beraber birinci derecede yakınını kaybedenlerde de görülür. Bu kişiler de çok sevdikleri şeyler ellerinden alındığı takdirde isteklerini ağlayarak almayı alışkanlık edinenlerdir. Bunlar daha çok kural tanımaz, dediğim dedik, çaldığım düdük diyen, çevresindekilerin duygularına ve haklarına önem vermeyen kişilerdir.
Sessiz Ağlayanlar: Ağlarken sesleri çok az çıkan ya da kendi kendine ağlayanlardır. Bunlar ağlarken seslerini çıkarmamaya ve gözyaşlarını saklamaya çalışan kişilerdir. Bu şekilde ağlamak; kendine güvenen, kendisiyle ve toplumla barışık, kendisine ve toplum kurallarına saygılı, ne yaptığını bilen kişilerin ağlama şeklidir.
Sinirinden Ağlayanlar: Bu kişiler kendini ifade etmekte zorlanan, isteğini zorla yaptırmaya çalışan, şiddete meyilli kişilerdir.
Zor Ağlayanlar: Bunlar daha katı kuralcı olan, duygusallığa ve toplumsal kurallara önem vermeyen, ilişkileri yüzeysel olan, ilişkilerinde çıkarcılığı ön planda tutan kişilerdir.
Sonuç olarak ağlamak duyguların bir ifadesidir. Duyguların ifade şekli kişiden kişiye değiştiği gibi ağlama şekilleri de kişiden kişiye değişmektedir. Kişinin ağlamasını değerlendirirken yer, zaman ve kişinin içinde bulunduğu ruhsal durum da dikkate alınmalıdır.